
Taçsız Kraliçesi
Efsane Sanatçı
Ayşe Şan
Vefat Yıldönümünde
Anılıyor
“Qederê”, “Dayikê”, “Ez Xezalım” gibi unutulmaz şarkıları yazıp, besteleyip seslendiren Kürt müziğinin taçsız kraliçesi efsane sanatçı Ayşe Şan vefat yıldönümünde anılıyor

Hayatında tanık olduğu yalnızlık ve baskıyı şarkılarında dillendiren Ayşe Şan, 18 Aralık 1996’da kansere yenik düşerek, İzmir’de, tek başına yaşadığı evde 58 yaşında vefat etmişti.



18 Aralık 1996’da kansere yenik düşerek, İzmir’de, tek başına yaşadığı evde 58 yaşında vefat etti. Doğduğu şehre gömülmeyi vasiyet etti, ancak bu yerine getirilemedi.
Kendi Anlatımıyla Ayşe Şan
Irak’ta Kürtçe yayın yapan bir radyoya konuşan Ayşe Şan, 15 yaşında şarkı söylemeye başladığını belirterek, niçin sanatçı olduğunu ve sanatçı olmasına etki eden nedenler ve etki eden kişileri şöyle anlatmıştı: “Babam çok iyi bir dengbêjdi. Sesi çok iyiydi. Babam klam söylediğinde sesi o kadar güzel ve gürdü ki, her yere yankı yapar, başka bir köyden bile duyulurdu. Sesim, alakam baba tarafına çekmiş. Babamdan etkilendim. Babam vefat ettiği zaman onun sesine ve kendisine hasret kaldım. Bir dengbêj babamın klamlarını söylediğinde yanlış söylüyordu. Çok üzülüyor ve ağlıyordum. Babam sesini hiçbir plaka kayıt etmedi. Bu nedenle, ‘Babamın hasretini ben yaşatmalıyım’ dedim. Babamın ve bu eski hakiki aşıkların tesirinde kaldım. İşte Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre bunlar da bende etki yarattı. Ahlakımla, sesimle, merakımla bir bütün olarak babama çekmişim.”
Ayşe Şan, “Annem, hiçbir çocuğum babana benzemedi. Huyun, ahlakın, okuman, alimliğin hepsi babana benzemiş’ derdi. Ama annem insanların etkisi altında kalıyordu. Bazı düşmanlarımız vardı. Anneme ağabeyime, ‘Alim kızı, Kur’an okumuş neden gidip dengbêj olmuş’ diyorlardı. Ama beni bunların hiçbiri etkilemedi. Öleceğimi bilsem dahi Kürtçe klamları ile babamın seslendirdiği klamları söyleyeceğim diyordum. Ancak daha sonra bu merakla Irak radyosunu dinlemeye başladım. Orada söylenen Kürtçe klamları dinlediğimde ağlıyordum. Arkadaşlarım, komşular aklını kaybedeceksin diyorlardı. Bu ne Irak radyosudur, Türkçe radyo aç diyorlardı. Ben diyordum Irak’a aşığım ölsem de Irak radyosunu dinleyeceğim” sözleriyle de Kürtçe’ye olan aşkını dile getirmişti.
Sürgündeki yaşamını “Benim dertlerim ne kitaplara ne romanlara sığar. Söylesem bitmez şimdi” diyen Ayşe Şan, “İlk plağım 4 parçadan oluşuyordu. Bir değil iki değil 20 bin değil çok fazla sattı ilk plağım. 2 defa intihara kalkıştım. Çünkü benim sırtımdan, benim sesim sayesinde 4-5 firma milyoner oldular. Fabrika, mağaza açtılar” demişti.
En büyük derdini ‘Annem’ diye tanımlayan Ayşe Şan, “Annem ölmesin ben öleyim diyordum. Çünkü annem dışında başka hiç kimsem yoktu. Annem öldüğünde gurbetteydim. Zaten annemi çok göremedim. Onun hasreti vardı. Ölmeden bir hafta önce onunla konuştum. Annem, ‘Gel benim yanıma, bırak bu işi’ dedi. Ben de ‘tamam’ dedim. Annem çok temiz bir insandı. Sürekli namaz kılmamı, Kur’an okumamı ve dizlerinin dibinde olmamı isterdi. Ancak bir tahsilim yoktu. Babamdan kaynaklı da dengbêjliğe merakım vardı. Ben de ondan kaynaklı sanatçı oldum. Annem vefat ettiğinde ben gidip onu göremedim. Bana haber vermediler” diyerek annesinin ölümünden sonra ona olan özleminden dolayı 6 ay hastalandığını ve doktorların kendisini zor kurtardıklarını söylemişti.