Bin Yıllık Soylu Bir Yolculuk

İSMAİL OKUTAN
Bin Yıllık Soylu Bir Yolculuk
 
Dünya dar geldiğinde sığınırım kendi kalbime
Bu yaşamak yetmiyor bana, çekiliyorum kendi içime
Sana alışmıştım, kendime yabancıyım hala
Yaşamak atmosferde bir boşluk
Ben söndürülmüş bir gezegen
Bazen havaya ateşlenmiş bir tabanca.
 
Güvercin ölüleri içimde yığılırken
Çocuk ölümlerinin içimden geçerim
Barbarlaşmış bu dünyada yamyamlara yem olur masumiyet
Nasıl yaşanır vahşet ile medeniyet bir arada
Nasıl yutulur bu kadar zehir ile panzehir bir kaptan
Hayat ölür, insan susar o zaman ebediyen
Vahşete ve barbarlığa sessiz kalamaz bir daha.
 
Ne çirkin şeydir öldürmek bir umudu, kırmak bir kalbi
Nasıl bir vahşettir koparmak bir gülü dalından
Kırmak çocukların kolunu kanadını.
 
Maskeli yüzünde bu çağın çıldırmaktadır bütün şehirler
Nereye gitsem, nereye baksam bir delirme saati
Her çağda aynı havlar köpekler
Hep aynıdır havaları dalkavukların her çağda
Dolunay her kesindir her zaman  
Ve güneş ısıtır her kesin sırtını
Keskin olan hakikate erme zamanı gelecek bir gün.
 
Ziyan olmuş vakitlerde bir ziya ararım kendime
Birbirine kavuşmaz dağlarda mavi kelebekler çoğalıp gelir
Git gide ağırlaşır başım, ağarır saçlarım
Bin yıllık soylu bir yolculuğu miras bırakırım insanlığın yoluna.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir