İLKNUR DOĞAN KAMALI
“Gel de Dayan Yüreğim”
Gerçek yaşamdan alınmış bir hikâyeyi yazmak, yazarın omzuna büyük sorumluklar yükler şüphesiz.
Peki yazılan, kişinin kendi hayatıysa?
Bir kadının otobiyografisiyle anlatılanlar?
Kolay mı kendi yaşamını objektif ve sansürsüz bir biçimde anlatabilmek?
Dile getirilenler kadar dile getirilmeyenlerin de altını sessizlikle çizebilmek?
Üstelik şu sıralar “yalnızca önemli kişiler ciddiye alınır” düsturu dolaşıyorken edebiyatın damarlarında…
Kendiliğin dışavurumu, kendine ayna olabilmek yani az şey mi kelimelerin savaşında?
Biraz sonra bahsedeceğim kitap, yukarıdaki sorularımın cevabı niteliğinde…


O yaralar sizi sarıp sarmalıyor, hiç beklemediğiniz anda yepyeni yolculuklara çıkarıyor. Yazarın akıcı anlatımı sayesinde bir otobiyografi değil de hikâye okuyor hissine kapılıyorsunuz.
Aslında bu hikâye bütün savaşçı kadınların hikâyesi, altın tepside sunulmayan hayatların hikâyesi… İnandığı yolda ilerleyenlerin hikâyesi… Kubbede hoş seda bırakacakların hikâyesi… “İnsan ne olmak istiyorsa odur”un hikâyesi… Aslında bu hikâye hayatın ta kendisi…
Öyle ya, “Kelimelerin yeri her zaman dudaklar değildir. Kelimeler, bazen bir kalemin ucunda beklerler sizi… Sizi savunacak askerler gibi…”
Hülya Ölçek Arlı, kelimelerin gücüne inanan kendine ayna olabilen değerli bir yazar…
Edremit’in kadirşinas yazarına hak ettiği değerin verilmesi dileğiyle…
Var ol sevgili okur!